Karakayalar | Granitin soğuk dostluğunda kuyruklu yıldız seyretmek

1946

11 dakikada 11 yılın özetini yapmak, meteor yağmuru izlemek, çadırda gecelemek için gittiğim Eskişehir – Karakayalar seyahatimin detaylarını yazdım. Yaşasın kamp, yaşasın kuyruklu yıldızlar! 

Otobüs yolcuklarında, özellikle de İstanbul-Ankara arası kış seferlerinde, aklıma Yılmaz Erdoğan’ın “Yaşayabilme İhtimali” şiiri gelir. O çocuk olmaktan vazgeçmişse de, ben hayatım boyunca muhtemelen çocuk kalacağım ve mesele yol olsun, işi gücü mümkün mertebe bırakıp bir yerlere kaçacağım. Yine bir İstanbul-Ankara seferinde yazıyorum bu yazıyı. Yalnız, istikamet: Karakaya. Otobüs, yolu arşınladıkça koyu otoban yeşilinin ve puslu kış mavisinin yerini kirli sarı alıyor. Öyle yavaş yavaş değil, birden de değil, kademeli olarak. Farkında bile olmuyorsun bozkırın geldiğini.

AŞTİ’de otobüsten iniyorum, Duygu beni bekliyor işte orada. Karakayalar Tırmanış Bahçesi’ni daha önce duydum, ama hiç gitmemiştim. Duygu gitmiş, yolu biliyor. AŞTİ’den Eskişehir yönüne giden başka bir otobüse biniyoruz, 2 saat yolumuz var. AŞTİ’ye on dakika uzaklıktaki ünlü Çukurağa’da biraz meze, bulgur pilavı yiyelim de öyle gidelim diyoruz, ama çok sıra var. Bir pideyi paylaşıp otobüslere geri dönüyoruz. İki saat yolumuz var. Duygu diyor ki, “Buluşup gitmemiz iyi oldu, önünde hiçbir şey olmayan kapkaranlık bir yol ayrımında ineceğiz, hem yol üstü, kendin bulamazdın.” Hadi bakalım.

karakayalar-eskisehir-outdoor-tirmanis-yildiz-manzara-spor-seyahat-gezi-yazı-zeynep-kocak

Hakikaten de kendim bulamazdım

Orada yol olduğunu bile görmedim. Kaymaz Beldesi’ne varmadan, Sivrihisar’ı geçtikten aşağı yukarı otuz kilometre sonra sağda bir sapakta iniyoruz, önümüzde sadece Koza Maden Fabrikası. Karakaya Köyü tabelası var, o karanlıkta belli belirsiz. Otobüstekilerin şaşkın bakışları arasında iki kadın karanlığa doğru ilerliyoruz, otobüs gidiyor, Duygu’yla birbirimize bakıp gülüyoruz. Hadi yürüyelim. Solda fabrikanın ışıkları yanık, ileri geri bir şeyler taşıyan küçük kamyonetten başka bir şey yok etrafta. Yürümeye devam. Karanlık çok ağırlaşacak gibi, derken ileride şantiye. E, eyvallah. Ne yapıyorsunuz burada, dağı taşı birbirine katıp yeni tepecikler yaratmışsınız. Şantiyenin sesleri: Vırrrr, zırrrr, zorrrt. Duygu diyor ki, aha bu tepe yoktu burada geçen sene, bu ne be?

Amacımız Geminid Meteor Yağmuru’nu seyretmek!

Dolayısıyla ışıksız ve mümkünse sessiz bir gökyüzü istiyoruz. Ay yok, simsiyah. Göğün karanlığı şantiyenin ışıklarına ve otoyolun uğultusuna rağmen şimdiden inanılmaz. Yıldızlar bu kadar açık ve bu kadar yoğun, sık görününce sanki insanın üzerine bir örtü örtüyor gibi hissediyorum. Romanlarda, şiirlerde anlatılan kadar yakınlar neredeyse, derler ya, tuttum tutacağım gibi. Ben tutacakmış gibi hissetmiyorum da, böyle açık alan korkusuyla, basıklık arasındayım, sanki hepsi birden üzerimize bir plaka halinde inecek, her yerimiz yıldıza bulanacakmış, parıl parıl parlayacakmışız gibi. Duygu diyor ki, saat bire doğru meteor yağmuru en yoğun zamanında olacak. Bakalım, bekleyelim.

Şantiyeyi geçip sağda Karakaya Köyü’ne varıyoruz. Köye girmeden toprak yoldan tırmanış bahçesine, köylünün “piknik yapar iki muhabbet ederiz” amacıyla diktiği akasya koruluğuna varıyoruz. Bu arada üç beş köpek kış ve akşam vakti burada tek başımıza ne yaptığımıza pek anlam veremediklerinden olacak ki, bir süre bağırıp çağırarak bizi takip ediyorlar. Yürü yürü, kafa lambasını kapat, arkana bakma, hızlı! Neyse köpekler de onlardan kaçtığımızı ve köye dönüp ahırlara girme niyetimizin olmadığını kısa zamanda anlamış olmalılar ki, bir süre sonra bize sinirlenmekten vazgeçiyorlar. Yürüyoruz. Yavaş yavaş granit görünmeye başlıyor. Pek aşina değilim bu yeryüzü şekillerinin detaylarına. Malum uzmanlık alanı hukuk felsefesi olunca, doğal şeylerin malzemelerindense simularklar ya da semboller ile, insan yaratısının politik etkisiyle daha çok ilgileniyorsun. O anda buna pişman oluyorum, bakıyorum, ne kadar güzel o granit, böyle dik dik çıkmış. Sanki yeryüzü bir sallanmış, taşlar yükselmiş. Ama belki de müzikten, müziği notayı bilmeden keyif almak daha kolaydır, her zaman bir gizem kalır, kim bilir?

Kamp alanı köyün yanındaki akasya koruluğunda

Köyde yaşayanlar zaten kampçılara alışkın, eh kampçılar da yıllardır oldukça dikkatli davranmışlar ve köydekileri rahatsız edecek davranışlardan kaçınmaya çalışmışlar. Kamp alanında bir iki tane çeşme var, ama artık granitlerden gelen radyasyon nedeniyle içmeye uygun değil. Köyde bakkal yok—olsa da o saatte kapalı olurdu muhtemelen—o nedenle her şeyi yanınızda getirmelisiniz, ya da anayoldan yedi kilometre uzaklıktaki Kaymaz’dan her şeyi tedarik edebilirsiniz. Kamp alanı koruluğun sonuna, kaya sınırına doğru bir piknik masası var: Masa son derece değerli. Biz yine de tamamen tek başımıza olduğumuzdan daha önceki kampçılar tarafından yapılmış kerpiç kulübenin yanında, köyü hem görecek hem de kimsenin bizi kolaylıkla fark edemeyeceği bir yere çadırı kuruyoruz. Sonra mat’leri serip yayılıyoruz. Duygu sıcak şarap yapıyor, ne de olsa bu soğukta tırmanmayacağız, kuyruklu yıldız seyretmeye geldik. Bu arada iki araba daha geliyor, önce bakıp biraz tedirgin oluyoruz, sonra anlıyoruz ki dağcılar gelmiş. Yalnız olmadığımız için rahatlıyoruz ve çadır kurmaya girişiyoruz. Daha doğrusu Duygu çadırı kuruyor, ben de etrafta hoplayıp zıplıyorum.

mistik_camping_kamping_istanbul_kilyos_mocamp_karavan_dogal_nature_road_trip-budaviva-2
İstanbul’un en iyi kamp alanları için tıklayın.

Duygu’yla 11 dakikada 11 yılın özeti

Her şeyi hazırladıktan sonra battaniyelerin altına girip gökyüzüne bakıyoruz ve görüşmediğimiz on bir yılın on birer dakikalık özetini geçiyoruz. Öyle ya, hayat herkesi bir başka yere savuruyor, ama tekrar bir araya gelip yaşarken çok yoğun, çok sıkıcı, çok üzücü, çok sevindirici, çok zor her şeyi on dakikaya sığdırmak ne kadar rahatlatıcı!

Sonra kuyruklu yıldızlar kaymaya başlıyor

Saat başına neredeyse on beş tane görüyoruz ve artık dileklerimizi üçer dörder kere tekrarlamaya başlıyoruz. Birbirimize heyecanla gösteriyoruz: “Şurada kaydı gördün mü! Yahu ben onu kaçırdım, nasıl kaçırdım, valla bak çok büyüktü! Kocaman kuyruğu vardı!” Birkaç saat sonra sıcak şarabın ve soğuğun etkisiyle uyku basıyor, çadıra gidiyoruz.

Sabah kalkınca, granit yükseltilerin güzelliğine tekrar hayran kalıyorum. Açık kahverengi türlü şekiller, tepelere, kaya aralarına yuva yapmış çığlık çığlığa yırtıcı, büyük kuşlar. Çaylarımızı elimize alıp muhtar gibi kayaların arasından yürümeye ve çevreyi keşfetmeye girişiyoruz. Tabii keşfeden benim, Duygu değil. Azıcık yükseğe çıkıyoruz, kayanın güzelliğini, dokusunu daha rahat görebileceğimiz bir yere.

Yer yer likenler var, onlara bakıp dokularına hayran kalıyoruz.

Dört kişi tırmanıyorlar, selamlayıp “yampiri yampiri” yanlarından yürüyoruz, biz tepemize gidip oturuyoruz. Çaylarımızı bitirip dönüyoruz. Bol bol resim, bol bol temiz hava, ne güzel kayalar!

karakayalar-eskisehir-outdoor-tirmanis-yildiz-manzara-spor-seyahat-gezi-yazı-zeynep-kocak3

İyice serildik koruluğa. Hiç gitmek istemiyoruz. Kayalar ve koruluk o kadar güzel ki! Hava soğuk, ama o kadar ısırmıyor. Ben ya İstanbul’a ya da Bodrum’a gideceğim için karanlık basmadan çıkalım diyoruz. Ama keşke bir gün daha kalabilseydik.

Hava ısınınca çok daha kalabalık oluyormuş. Ben tabii gitmedim daha önce bilmiyorum. Ama senede bir de Karakayalar Tırmanış Festivali oluyor orada. Canı isteyen varsa, Ankara-Eskişehir yolu üzerinde bir gece de ağaçlar arasında kamp yapalım diyen olursa, mutlaka bu koruluğa uğrasın. Arabayla gelmek zaten çok kolay, ama otoyoldan yayan gelince koruluğa sadece iki kilometre, düz toprak yol. Dönüş yolu sandığımızdan daha kolay. Otoyola çıkıp karşıya geçiyoruz, Sivrihisar arabası yarım saatte bir dururmuş burada. Otoyol cebinde durduktan iki dakika sonra otobüs geliyor, muavin bir yandan gülerken bir yandan el sallıyor. Binip Sivrihisar’a varıyoruz, oradan da atlayıp Ankara’ya.

Yaşasın kamp! Yaşasın kuyruklu yıldızlar!

Ve Duygu’yla, on bir sene sonra aynı yerde buluşmak üzere AŞTİ’de ayrılıyoruz. (Bence on bir aya kalmadan Dolomitler’de bir yerde buluruz kendimizi ama hadi bakalım…)

  • karakayalar-eskisehir-outdoor-tirmanis-yildiz-manzara-spor-seyahat-gezi-yazı-zeynep-kocak3

  • Karakaya Tırmanış Rehberi için tıklayın.
  • Karakayalar’daki granitlerin dokusu, yapısı, nasıl oluştukları ve diğer özellikleriyle ilgili benim anlatmaya yetemediğim detayları şuradan okuyabilirsiniz.