Passau | Tuna ve Inn arasında bir masal şehri

1236

Bu yıl Passau’ya 2 kez gittim: yazı ayrı, kışı ayrı güzel. Küçük olmasına rağmen çok canlı bir şehir. Üstelik gayet bebek ve çocuk dostu!

Ocak ayının başı

Yeni iş, yeni hayat. Ben Floransa’ya döneceğim de, David burada kalacak. Almanya’nın güneyinde, Avusturya sınırında bir masal şehir daha: Passau. Savaştan kaçanların Almanya’ya gelmek ya da Almanya üzerinden başka bir ülkeye geçmek için kullandığı bir kapı. Güney Almanya’da, söylemeye gerek yok, tabii ki Bavyera’da ve tabii ki içine kapalı ama arkadaş canlısı, gururlu ve kavgacı, güçlü karakterleriyle, 12 bin üniversite öğrencisine rağmen muhafazakar kalmayı başarmış küçük bir şehir Passau.

Çok şanslıyız, bulduğumuz ev Tuna’ya ve nehrin yaz kış yüzerek birbirini kovalayan yeşil başlı ördeklerine bakıyor. Evden çıkıp az biraz sağa doğru yürüyünce üç nehrin, yani Tuna, Inn ve Ilz’in birleştiği noktaya varıyoruz: Karşı kıyıda alacalı kar tutmuş koyu kahverengi çıplak ağaçlar, sol üstte Veste Oberhaus. Burası 13. Yüzyılda prens-piskoposlar tarafından bir kale. Şimdilerde kale burcunda içinde bir sanat galerisi, Passau şehri müzesi ve Doğu Bavyera’nın tarihini anlatan bir koleksiyonu kapsayan Oberhausmuseum bulunuyor.

Kaleden gözlerimizi ayırıp sağa doğru devam ediyoruz. Birdenbire karşı kıyıdaki ağaçların arasından mavi büyük elbisesi, kırmızı saçlarıyla elinde oku, at üstünde bir kuzey prensesi çıkacakmış gibi geliyor… (Duman’la Merida’yı çok mu izledim acaba? Hoş orası İskoçya’ydı ama…)

Passau toplam altmış bin nüfusa sahip bir yer, bunun on iki bini de öğrenci. Her beş-altı yılda bir pek de şimdiki gibi sakin sessiz olmayan bu üç nehir birden taşıyor ve üç metredeki su seviyesi dokuz metreye çıkıyor. Dokuz metre az değil. En son 2013 yılında şehir sel altında kalmış. İlk katlar tamamen su dolarken, ikinci kat sınırına gelmiş su. İkinci kat sınırının hemen altına yükselen suda ördekler yüzmekten geri kalmamış—bu ördekler sanki şehrin tarihçileri. The Giver’daki gibi şehrin bilinmeyen tarihini birbirlerine, bir sonrakine aktarıyorlar ve bekçilik yapıyorlar—hep oradalar ve hep orada olacaklar!

passau-zeynep-kocak-almanya-tuna-nehri-cruiseŞehir küçük olmasına küçük ama, naçizane bir kıyaslama yapmam gerekirse Floransa’ya göre çok daha canlı, tabii ki daha az turist var ve üniversitenin etkisiyle genç nüfus çok daha fazla. Daha fazla mutfak çeşidi var: İtalyan, Vietnam, burgerciler, tabii ki bir Irish Pub, çeşitli kahveler ve dönerciler.

Biz vardığımızda kar yeni başlıyordu, bir gece içinde her yer karla kaplandı. Kalın kalın kar taneleri Tuna’nın üzerine yağdıkça, beyaz sis karşı kıyıyı örttü ve martılar ortaya çıkmaz oldu. Soğuktan korunmak için şiştikçe şiştiler. Ama tabii Almanya’da olduğumuz için kardan mahsur kalmak bir olasılık değil, Floransa’daki gibi üç gram kar görünce okulları kapatmıyorlar burada.

Eski şehrin içi de oldukça canlı. Tabii ki St Stephan Dom’u ve saat kulesinin kendini hemen belli ettiği belediye binası Altes Rathaus göze çarpıyor.

Oturma bölgeleri arasındaki restoranlar 10:30’ta kapanıyor, şehrin genelinde restoranlar veya yemek servisi yapan neredeyse her yer genel olarak saat on oldu mu mutfağından en son yemeği çıkarıyor. Bazı yerlerde akşam menüsü var, 2-3’e kadar servis edilen iki çeşit yemek. Bir çeşit işkembe çorbası görevi görüyor schnitzel, yanında reçel ve tabii ki kartoffelsalad. Bir türlü doyamadım patates salatasına!

Üniversitenin dağılımına adapte olmuş barlar: Her bölüm öğrencilerinin gittiği ve –kendini kaybedene kadar!—eğlendiği özel barlar var. Hukuk öğrencileri barı mesela.

Old Town Passau, Germany. The cobblestone roads 😍

A photo posted by @bkivoconnor on

Şehir aynı zamanda baby-friendly. Çocuklarla gezmek için çok rahat, yollar geniş, fazla araba ya da trafik yok. Çok eğimli de değil öyle. Her yer park-bahçe. Yürüyüş ve koşu alanları çok. Evden çıkınca üniversiteye doğru 5 km, karşıya (Avusturya’ya) geçip geri gelmek 5 km, toplam 10 km’lik bir koşu parkuru; ağaçlar ve kar arasında, nehir boyunca.

Yolunuz Passau’ya düşerse, kaleyi ve dom’u ziyaret etmenin yanında, nehir boyunca yürümeyi sakın ihmal etmeyin. Parke taşlarıyla dar, iki tarafı duvarlı küçük sokaklardan yürüyün, kahve kokularını takip edin. Benzin alacaksanız on dakika uzaklıktaki Avusturya’ya gidip alın, malum burada benzinin litresi 1.40 küsur iken o tarafta 1.08 Euro.

zeynep-kocak-passau-almanya-rehber-tuna-nehri-ördekMayısın Sonu.

Floransa’dan Berlin’e taşınıyorum, zamanı gelmişti. Arabaya eşyalarımı yükledim, yola çıktım. Durak: Passau, üç gün. Gece varıyorum, sabah camın önünde, Tuna kıyısında yirmi otuz ördeğin hep bir ağızdan bağrışına uyanıyorum. Tuna Nehri parıl parıl parlıyor: Çok güzel bir gün.

zeynep-kocak-passau-almanya-rehber-park
Inn ile Tuna’nın birleştiği yerde park.

Tabi kışın bu kadar turist yoktu, şimdilerde ise nehir tekneleriyle gelen turistler her yerde. Bu tekneler çeşitli yerlerden kalkıyor ve Tuna Nehri boyunca şehirlerde durarak turunu genellikle Karadeniz’de tamamlıyor. Bisiklet taşıyan tekneler dışında, bu turlara çok fazla genç katılmıyor. Ama yapmayı düşünürseniz, örneğin şu firma Tuna nehri turu düzenleyenler arasında.

Passau, Güney Almanya’da küçük bir şehir olmasına rağmen oldukça renkli. Kışın bu kadar değildi tabii ki, baharın sonuyla birlikte iyice cıvıl cıvıl olmuş. Birçok dünya mutfağından restoran var ve şaşırtıcı bir şekilde, gayet iyiler. Schmiedgasse 23’teki Venti Tre-Birreria’ya gittim. Küçük şadırvanlı bir avluda mum ışığı eşliğinde yemek, gayet keyifliydi. Alman mutfağı isterseniz, Hacklberger Braüstüberl’e gidebilirsiniz (en azından ben oraya gittim…) Birçok seçenek var tabii ki.

Şehirlerin enerjisi orada bulunduğunuz süre boyunca içinde bulunduğunuz ruh haline göre değişir… Benim için Passau, hem büyülü, hem çözülmesi zor, hem rahat ama aynı zamanda Güney Almanya’nın tedirginliğini, hafif de olsa gösterişçiliğini yansıtan, ama üniversite öğrencilerinin varlığıyla yoğrulup kırılmak zorunda kalmış yemyeşil bir yer.

Belki de, mayısın sonundaki bu gezim için yazacağım çok şey vardı ve birdenbire hepsi aklımdan uçup gitti. Anılarla özdeşleşmiş şehirlerin üzerine söz söylemek hep zordur zaten. Kim bilir? Passau benim için artık her zaman Berlin yolu üzerinde, neredeyse evim saydığım Floransa’ya giderken belki bir gün tekrar uğranacak bir küçük şehir olarak kalmalıdır!

Ve tabii ki bir anı…

zeynep-kocak-passau-almanya-rehber-david-ve-zeynep